Kendi Anlatımımla "Varoluş"
Bu yazı ilk olarak Gölge e-dergi'nin 78. Mart sayısında yayımlanmıştır, derginin tamamına buradaki linkten ulaşabilirsiniz. Yazının bazı kısımlarını sadeleştirerek koyduğumdan arada kalan kısımları da dergi içerisinde bulabilirsiniz (burada daha çok Varoluş romanımla alakalı kısımlara yer verdim, eski yazdığım öyküler ve romanımı bastırma sürecimle alakalı kısımları çok uzun olmasın yazı diye çıkarttım).
------------
Eskiden beri amatör hikâyeler yazıp
dururdum, bu öyküler benim kaçış yerlerimdi. Hayal gücüm ile beraber arzu
ettiğim her yerde olabiliyordum ve her şey benim elimdeydi. Ortaokulda yazdığım
bir hikâyeyi hatırlıyorum, adı Cehennem Tacı idi ve yazdıktan sonra annemler on
adet olarak matbaada baskısını yapmışlardı ve ben de onu arkadaşlarıma
dağıtmıştım. Tabi şimdi düşününce saçma olabilecek bir konusu vardı, yıllar önce
dünyamıza gelen uzaylıların yenildikten sonra insanlar tarafından dünyanın
derinliklerindeki zindanlara atılışları ve günümüzde ise bu zindanlardan kaçmanın
bir yolunu bulmalarıyla beraber dünyamızı yeniden istila etmelerinin öyküsünü
anlatıyordu. Kim bilir belki yıllar sonra yazarın çocukluk öyküsü bir anlam
kazanır yeniden, neyse lisede olayı daha bir abartmıştım ve aklıma ne eserse
yazmaya başlamıştım. İnsanların yazdıklarımı okumasını istiyordum, bir bu
nedenle bir de isim bulmakla uğraşmamak adına sınıfımdaki arkadaşlarımın
isimlerini kullanıyordum karakterlerim için. Böylece bazı arkadaşlarımın
yazdıklarımla da ilgilenmelerini sağlıyordum. Ama asıl yazarlığımın
ilerlemesinde lise sonda karsıma çıkan bir sitenin katkısı vardır, orada
yazdıklarımı paylaşıyordum ve insanlar okuyup yorum yazıyorlardı. Orada çevremden
daha fazla dost edinmiştim, bu malum sitenin adı Frpworld idi çoğunuz bir şekilde
biliyorsunuzdur hatta orada sizin de bir sürü anınız vardır diye tahmin
ediyordum. O site bana çok şey kattı, eskisi gibi olmasa da hala ayakta duruyor
olması bile benim için çok önemlidir. Zaten ilk romanımı elinize aldığınızda
teşekkür metninde de Frpworld'ün adını göreceksiniz.
Ben biyoloji bölümünden mezun oldum
ve simdi de yüksek lisansıma devam ediyorum, orada gördüğüm derslerden birinden
etkilenerek oluşturduğum bir romandır Varoluş. Aslında bu da bir seri olarak
planlandı ve üçleme şeklinde düşünüyorum tabi beğenilirse. Adından dolayı
yayınevi aslında uyarmıştı, belki de haklılardı. Çünkü roman olduğunun
anlaşılmama riski vardı ki sanırım oldu da. Romanda bir felsefi altmetin de
var, bölümlerin her birinin işlediği bir tema var ve o temaya uygun şekilde
romanın ana karakteri olan Poyraz okurlara kendi fikirlerini paylaşıyor bolüme geçmeden
evvel. Romanın kurgusunu oluşturan felaketi direk basında anlatmadığımdan okur için
başta gizemli olarak görülebilir olaylar, bu nedenle okurların felaketin
kendisiyle romanı okurken tanışmalarını istiyorum. Sadece bilimsel bir temeli
olduğunu ve her an olabilir bir durumun işlendiğini söyleyebilirim, yanlış
olmasın diye ders kitaplarımı karıştırarak yazmıştım hatta sırf bunun için de
bir bilim insanı karakter ekledim romana. Bu karakterin amacının okurlara
olayın bilimsel boyutuyla tanıştırmak olduğunu belirtmek isterim, bu yüzden
kendisi hem mekân hem de olaylar acısından biraz uzak kalabiliyor romandaki
diğer karakterler ile.
Roman tüm dünyada gerçekleşen bir
felaket üzerine kurulu, ama Türkiye'de geçiyor ana olaylar. Bir de dediğim gibi
hem felaketi açıklamak hem de dünyanın geri kalanına ne olduğuna açıklık
getirmek için ayrı bir mekân ve bir karakter daha ekledim. Yine de romanın geçtiği
yeri direk burası şu şehir diye belirtmedim, yerler ve mekânlar hepsi gerçek,
tasvirleri de aslına uygun ama neresi olduğunu okura bıraktım ki yazarın nerede
oturduğunu bilene yanıt hazır aslında. Ben bu romanı yazarken şunu ele almak
istemiştim, şu anda iyi kötü bir düzende yaşayıp gidiyoruz ama tamamen dünyamız
değişse ve aslında hayatımızdaki bazı şeylerin insanlar tarafından oluşturulmuş
değerler olduğu fark edilse neler olurdu sorusuna yanıt vermeye çalıştım.
Normal dünyada rahatlıkla karsı çıkabileceğimiz bir ideoloji ya tamamen bitmiş
bir şehirde insanlığın hayatta kalmasını sağlayacak tek kurtuluş yolu olarak görülmeye
başlanırsa, insanlar bunu kabul ederler miydi, dahası karsı çıkanlar neler
yapardı? Tabu olmuş bir sürü şey her an karakterlerin karsısına çıkabiliyor ve
Poyraz bu konuyu okuyucu düşünsün diye ortaya atıyor öncelikle. Ahlak, özgürlük,
aile gibi daha genel konular dışında rahatsız edici olabilecek durumlarla da
karsı karsıya kalıyor karakterler. Yani benim önceliğim aslında bunlardı
yazarken, daha çok psikolojik yönden bir hikâyesi var kendi içinde. Ama sadece böyle
felsefe kokan bir işleyişi de yok, macera romanı sonuçta kendisi ve Poyraz da
gayet hayatta kalmayı başarabilen biri olarak yer alıyor romanın içerisinde.
Samuray kılıcıyla özdeşleşmiş durumda kendisi, diğer karakterlerde de simgesel
anlatıma katkı olması için kişiliklerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayan bağlı
oldukları nesneler var.
Kendi içerisinde dört ana hikâye
barındırıyor bu roman. İlkinde bir arayış öyküsü var, Poyraz kaybettiği kızı
yerine koyduğu Yeliz'e uygun bir yuva bulma arayışında, kendisi de yaslı olduğundan
fazla vaktinin olmadığının bilincinde. Onlarla beraber göçebe bir hayatın içerisine
giriyoruz, farklı ideolojilerin hüküm sürdüğü yerleşim yerleriyle tanışıyoruz.
Poyraz grubuna farklı karakterde yoldaşlar da almaktan çekinmiyor. Onların da
her biri ilginç ve hem Poyraz'a hem de okurlara sorgulanan konu hakkında farklı
bakış acıları gösterecekler. Romanda belli bir taraf yok, her karakter kendi
düşüncesini söylüyor ve ben de yazar olarak sadece bu düşünceleri aktarmaya çalışıyorum.
Bu arayış macerasının yanında ikinci olarak esas olarak islenen diğer hikâye
ise Reis'in yükselişi. Kendisine Reis diyen bu insan yıkık şehirde kendi
sınırlarını çiziyor ve insanlara hayatta kalmaları için bir yol sunuyor. Tabi
ona karsı çıkan bir grup da söz konusu. Burada insanların zor durumda
kaldıklarında başta iyi niyetle başlayan bir işin içerisine kibir ve ego
girdiğinde nasıl yozlaşabileceğini işlemeye çalıştım. Hatta kimilerine göre
romanın asıl sürükleyici ögesi bile oluşturan tarafı Reis'in hikâyesi.
Poyraz'ın arayışı ve Reis'in
yükselişi romanın esas kısımları, bir de iki yan hikâye daha var. İlkinde yine
tek bir yerleşim yeri var ve burada daha çok inanç kavramının yorumlanması
işleniyor. Çadırkent adını alan bu bölgede Hoca Efendi insanlara liderlik
ediyor ve aşırı acımasız tedbirler almaya başlıyor. Bazen yaptıklarına
kızılıyor, bazen de kendisini savunuyor ve arka planda işlenen olaylardan ötürü
hak verildiği de oluyor. Burada da secimi okura bırakıyorum, ben sadece
olayları aktarıyorum ve karakterlerin kendi düşüncelerini ben yorum katmadan
okuyucuyla paylaşıyorum. Romanın dördüncü ayağını da gemi oluşturuyor. Burası
sağ kalan yöneticilerin ve bilim insanların toplandığı gizli bir yer, burada
okuyucu biraz daha olayın hem bilimsel hem de küresel boyutuna girebiliyor.
Burası biraz olsun okura bazı konularda açıklık getirmek amacıyla eklenen
kısımları oluşturuyor, yine de çok az da olsa ana olaylarla bağlantı kuruluyor
tamamen ayrı olarak sunulmuyor.
Bir de yazım tarzından da bahsedecek
olursam her bolüm bir tema çevresinde gelişiyor ve Poyraz birincil bakış
acısından bize kendi düşüncelerini sunuyor. Devamında ise romanda sekiz ana
karakterin bakısından normal bir anlatım söz konusu, buna en iyi Taht
Oyunları'nı örnek verebilirim, zaten bazı sürprizleri bozmamak adına demek
istemiyorum ama bu esere de gönderme yapmadan duramadım. Karakterlerin okurken
daha iyi akılda kalacağını düşünerek George Martin'in yazdığı usulde her bir geçişte
o karakterin adını belirttim, ama tamamen onun tarzında değil daha kısa kısa geçiyor
her bir karakterin kısmı ve bu sayede de merak unsurunu devreye sokmaya çalıştım.
Umarım sevilen bir kitap olur diye
umut ediyorum, çünkü şu anda devamını yazıyorum ve ikinci kitabını da çıkartmak
istiyorum. Bilim kurgu, macera, hayatta kalma ögeleri barındıran bu romanımın
bu tarz romanlardan hoşlanan insanların zevkle okuyacağına inanıyorum. Son
olarak diyebilirim ki kitabın sonuna geldiğinizde aklınızda soru işareti
kalmasın, bu bir seri olduğundan ilk kitabın ana konuları olarak bahsettiğim bazı
kısımlar finale bağlanıyor ve felaketin kendisi ile ilgili de bir gelişme
yaşandığından o nokta tam ilk kitabın sonu için en uygun yerdir, bana
bitirenlerin hak vereceğine inanıyorum tabi burada bırakılır mı diye kızanlar
da olursa onların da başımın üstünde yeri var. Sürprizleri hem bozmak
istemiyorum ama bir yandan da okurla aramda bir güven sorunu çıkmasını da
engellemek istiyorum. Beni yazar olarak tanımayanlar başta tarzımı
garipseyebilirler, ben biraz gizemi çok severim ama aman Lost yüzünden gizemli hikâyelere
karsı bir önyargı da oluşabiliyor artık, sakın tereddütte kalmayın gerçekçilik
ve bilimsellik romanın esasını oluşturuyor.
Görüşleriniz benim için değerlidir,
bazı karakterlere sinir olabilirsiniz, tatmin olmadığınız kısımlar olabilir,
ama kıyamet sonrası kurgu diye geçer ya işte ondan pek fazla ülkemizde yerli
yazarlardan göremiyoruz benim amacım esasında da her türde bizden hikâye çıkabileceğini
de ispatlamak yani yerli yazarlara olan önyargıları kırmada okur desteği burada
çok önemlidir ve en azından ben bir yazar olarak sadece kendimiz için değil
asıl birileri okusun diye yazdığımıza inanıyorum, hayat paylaştıkça güzel...
Yorumlar